<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Ohalde.net</title>
	<atom:link href="http://birseyleryiyelim.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://birseyleryiyelim.wordpress.com</link>
	<description>E. G. O. - Düşünme, takıl, olsun.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 29 Apr 2009 22:37:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='birseyleryiyelim.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://1.gravatar.com/blavatar/bdaba1a0a9afd31265b37521b9a3a59e?s=96&#038;d=http%3A%2F%2Fs2.wp.com%2Fi%2Fbuttonw-com.png</url>
		<title>Ohalde.net</title>
		<link>http://birseyleryiyelim.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://birseyleryiyelim.wordpress.com/osd.xml" title="Ohalde.net" />
	<atom:link rel='hub' href='http://birseyleryiyelim.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Ve Dünyanın Karanlık Yüzünde &#8211; III</title>
		<link>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/24/ve-dunyanin-karanlik-yuzunde-iii/</link>
		<comments>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/24/ve-dunyanin-karanlik-yuzunde-iii/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2009 21:30:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Esra Mercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[gri]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birseyleryiyelim.wordpress.com/?p=278</guid>
		<description><![CDATA[Orada iki adam, biri hayli eskimiş, biri fazlasıyla gecikmiş iki adam öylece duruyor. Bahçenin altın çerçeveli aynasından seken ışıklar gözlerinden geçerken düşünceleriyle birbirlerine fısıldamaya çalışan iki adam, bakışmadan yenişmeye gayretle, sözde bir cinnet hatırasıyla, damaklarında hissettikleri kanca yaralarıyla ve yalnızlıktan zırhlarla oturuyor. Sadece gerçekliğin pür nur aydınlığı değil onlara uzak duran, o bir türlü zuhur [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=278&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-277" style="margin:0 5px;" title="vdky3_ohalde" src="http://birseyleryiyelim.files.wordpress.com/2009/04/vdky3_ohalde.jpg?w=200&#038;h=100" alt="vdky3_ohalde" width="200" height="100" />Orada iki adam, biri hayli eskimiş, biri fazlasıyla gecikmiş iki adam öylece duruyor. Bahçenin altın çerçeveli aynasından seken ışıklar gözlerinden geçerken düşünceleriyle birbirlerine fısıldamaya çalışan iki adam, bakışmadan yenişmeye gayretle, sözde bir cinnet hatırasıyla,<span id="more-278"></span> damaklarında hissettikleri kanca yaralarıyla ve yalnızlıktan zırhlarla oturuyor. Sadece gerçekliğin pür nur aydınlığı değil onlara uzak duran, o bir türlü zuhur edemeyen adaletin ve ona inananların boktan dünyası da akılları kadar uzakta. Gün bu gündür belki. Siyah ile beyazın karıştığı ana şahadet edecek deliler, balık pullarıyla bedelini ödedikleri o farazi arenadaki yerlerini çoktan almışlar bile. Gri, şehvetli bakışları tatmin edemeyecek kadar soğuk, olması gerektiği kadar soğuk, iki adamın etrafını diğerlerinin hattından ayıracak kadar soğuk. Gri aynı zamanda kül rengi ve bir çocuğun ne yaparsa yapsın nefesinden silemediği o anne yanığı kokusu da gri. O halde dövüş başlasın artık! Artıklarının acısını çekmeyen, çektiklerinin hesabını ödetmeyen kimse kalmasın! <br />
          Yanındaki et parçasına can veren kanın kendisine ait olduğunu bilen adam, sadece hayat vermenin baba olmaya yetmeyeceğini bilen adamla aynı anda gözlerini kapıyor. Ve o gözkapakları tekrar birbirine değdiğinde kirpikte biriken su, grinin huzurunu bozmadan ve kimseciklere görünmeden yolunu buluyor. Azil beyaz paçasına sürttüğü ellerini oğluna doğru yönelttiğinde avucuna sıkışmış ukdelik çakmaktaşı, ateşlenerek yaratılışının, yekvücut olmanın manasını yaşatmaya neden olabilir mi? </p>
<p>Tereddüt. </p>
<p>Pişmanlık. </p>
<p>Suskunluk.</p>
<p>          Ve Azil bir yandan da her şeyi daha başlatmadan bitirmek ister gibi. O her şey ki varlığından haberdar olmanın bile sevmeye yettiği, zokası kan bağı olan, zalimliğe kodlanmış bu avın gerçekliğine kısılmış ve atmosferi tarafından yutulmaya mecbur nefeslerle arasındaki yegâne bağ… Ruhundan kopan parçayla lanetini paylaşma ihtimali yeterince acıyken, babalığın o en yüce yanlarını zamanın yardımıyla fersah fersah bilemişken ya da sadece ona öyle gelmişken, bu sessiz haliyle, şimdi elde kalanın yani tam da bu anın, sebepleri sorgulamadan heba edilmesine razı olmalı. Başka türlü olmuyor diye, düğümler çözülsün diye, ben başlatmadım der gibi, suçluluk duyarak, ufalarak oğluna seslense:</p>
<p>—<em>Beklemekten vazgeçtiğinde yanına gidebileceğim bir babam olsaydı benim…</em></p>
<p>Duruyor.</p>
<p>Vazgeçiyor.</p>
<p>Düşünce sese dönüşmedi.</p>
<p>Niyetler sükûta erdi. </p>
<p>          Oysa sadece “oğlum” diyebilseydi ve hani sırf birbirlerine yakınlar diye avlanmaya mahkûm balıklara sövdüğü eski günlerdeki gibi yanına sokuluşuna küfretseydi, oğlu o an sahiden de geldiğine sevinebilirdi belki. Sevinseydi babasının suretiyle yaşayan mutlak geleceğini gördüğü çatlak aynalı tımarhane bahçesindeyken, askerde eline verilecek ilk gerçek kurşunun şakağına saplanacağını umduğu o büyülü ana vuslatını düşünmeye başlamazdı belki. </p>
<p>          Etraf debdebeli. Diğerleri telaşlı. Binalar doğuyor. Binalar ölüyor. Yık. Yap. Yık. Yap. Deliler âleminde. Doktorlar geveze. İnsanlar doğuyor. İnsanlar ölüyor. Tik. Tak. Tik. Tak. </p>
<p>          Oğul sessiz. Anı heba etmeye niyeti yok. Gelecek planları beklesin biraz. Susarak, o balıklar gibi aynı örgünün içinde nefessiz kalmalarını diliyor. Sebeplerin ailesizliğini avutacak, yanık kokusunu burnundan söküp atacak, yanında oturan adama yeniden “baba” dedirtmesini sağlayacak gücünün olmadığını düşünürken, nasıl olursa olsun ölümü diliyor. Ölüm karşısında el pençe divan duran tüm realitelere gülümsüyor. </p>
<p>—<em>Şuanı yaşıyor olmamızın sebebi…</em></p>
<p>          Ama olmuyor işte, yine olmuyor. Sorgular öyle karmaşık, öyle güçlü ki yine, sesi yeniyor. Fikir harflere dönüştüğünde dudağından dökülemeyecek kadar hafiflemişken nasıl konuşabilir ki?</p>
<p>Tek patron: </p>
<p>Sessizlik.</p>
<p>          Oysa sadece “baba” diyebilseydi… Biraz önce rasgeleymişçesine dokunan sımsıcak elin onu sarmalamasına izin verseydi… Kendini, bütün dertlerini, sorguladıklarını, çaresizliğini, sapkınlıklarını, babasına, onun o safi şefkatinden bir türlü nasiplenemediği dünyasının karanlık yüzüne hepten teslim edebilseydi… Azil, kelimelerin aslında bir şeyleri değiştirebileceğine inanıp konuşabilir, o bambaşka gün neler yaşandığını anlatabilirdi belki. İkisinin de bilmediği şey şuan orada olmalarının sebebinin içlerinde tuttukları ufacık kıvılcımlarda saklı olduğuydu, sözcüklerden mülhem ateş parçalarında.</p>
<p>          Şimdi soru şu: Ziyaret saatinin dolduğunu haber veren adam bir an önce yemeğe çıkmak için sabırsızlanırken, her ikisi de gerçeklerin aylar önce olduğu gibi, suskunluk nezaretinde saklanma cezası çekmesine izin verecek mi? </p>
<p>Hâla sükût!</p>
<p>          Bu vazgeçmiş adamların, yazgının akışına teslim olmaları sürmekte olan sükûtun nihai sebebi olmalı. O halde biz, kaderin hastaneden az ötede hafriyat çalışması yapan iş makinesini ve o heybetli aynayı kullanarak, yan yana duran iki suskun adamı başka bir boyutun kapısından geçirmesi gibi olasılıklarla şekillendirebileceği bu tuhaf hikâyede; altın dişli, lacivert ceketli ve minik bıyıklı adamın varlığını anlamlandırmasını bekleyeceğiz, hepsi bu.</p>
<br />Posted in hikaye Tagged: gri, karanlık <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/birseyleryiyelim.wordpress.com/278/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/birseyleryiyelim.wordpress.com/278/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/278/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/278/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/278/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/278/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/278/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/278/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/278/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/278/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/birseyleryiyelim.wordpress.com/278/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/birseyleryiyelim.wordpress.com/278/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/278/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/278/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=278&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/24/ve-dunyanin-karanlik-yuzunde-iii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/613b945ad30a916bcb2f2aa7d5d39c8e?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">esramercan</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://birseyleryiyelim.files.wordpress.com/2009/04/vdky3_ohalde.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">vdky3_ohalde</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ve Dünyanın Karanlık Yüzünde &#8211; II</title>
		<link>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/23/ve-dunyanin-karanlik-yuzunde-ii/</link>
		<comments>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/23/ve-dunyanin-karanlik-yuzunde-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2009 22:21:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gürkan Gür</dc:creator>
				<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birseyleryiyelim.wordpress.com/?p=234</guid>
		<description><![CDATA[Bir otobüs terminalindeyim. Öğlen vakti. Hava sıcak. Peronların önünde titreşe titreşe bekleyen kalabalığın ortasında bir yerlerdeyim. Havada mazot, ter ve sigara kokuları. Tepsilerinde taşıdıkları termoslarıyla plastik bardaklarını insanların gözlerinin içine sokmak istermişçesine bağıra çağıra dolaşan çaycılar var. Sonra simitçiler. El arabalarının üzerine dizdikleri lavaşların yanında duran pilli radyolarından olmaz olsunlar, yaktın beniler, batsın bu dünyalar [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=234&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-238" title="vdky2_ohalde" src="http://birseyleryiyelim.files.wordpress.com/2009/04/vdky2_ohalde.jpg?w=720" alt="vdky2_ohalde"   />Bir otobüs terminalindeyim. Öğlen vakti. Hava sıcak. Peronların önünde titreşe titreşe bekleyen kalabalığın ortasında bir yerlerdeyim. Havada mazot, ter ve sigara kokuları. Tepsilerinde taşıdıkları termoslarıyla plastik bardaklarını insanların gözlerinin içine sokmak istermişçesine bağıra çağıra dolaşan çaycılar var. <span id="more-234"></span>Sonra simitçiler. El arabalarının üzerine dizdikleri lavaşların yanında duran pilli radyolarından olmaz olsunlar, yaktın beniler, batsın bu dünyalar yayılan seyyar kebapçılar. Sonra tükenmez kalem ve kredi kartlarımız için şeffaf cüzdanlar satan o adam. Anonslar. Başkente gidecek otobüs için son on beş dakika. Gelip geçen yolcuları kapabilmek için birbirleriyle kapışan değnekçiler. Bir ellerindeki biletlere bir önünde durdukları otobüsün camına yapıştırılmış sefer sayısına bakan tedirgin yolcular. Bu keşmekeşin içinde ne işim var benim baba! Tam olarak nerede durduğumu kestiremiyorum. Neye benzediğimi, buraya neden geldiğimi bilmiyorum. Belki benim de bir biletim vardır. Ya da dün geceden yola çıkan bir yakınımı bekliyorumdur. Ya da o yakınım çoktan gelmiştir de benim haberim yoktur. İnan bilmiyorum. Kafamın içinde dönüp duran tek düşünce, sırtımdan aşağıya süzülen ter damlalarının son dakikalarda ne kadar da çoğaldığı. Elimi cebime atıp bir mendil çıkartıyorum. Katlanmış, tertemiz. Pantolonumun içinde bu anı bekleyen kumaşı alnıma değdirdiğim an içime yayılan serinlik iyi hissetmemi sağlıyor. Mendilin çıktığı yerden bir paket sigara, bir kutu da kibrit alıyorum. Henüz yanmış kükürtün o garip kokusu burnumun ucunda dalgalanıp dururken adamı fark ediyorum.</p>
<p>Yirmi altı numaralı kapının hemen yanında dikilmiş beni süzüyor. Suratındaki gülümseme seni tanıyorum diyor. Emin ol seni tanıyorum. Dudaklarının gerisinde parıldayan altın dişleri, burnunun hemen altında bıraktığı minik bıyığı, lacivert pantolonu, lacivert yeleği, lacivert ceketi ve bembeyaz gömleğinin yakasına konmuş devasa bir kelebeği andıran papyonu ve yeleğinin cebine sıkıştırdığı saatin dışarıya sarkan zinciri ve cilalı ayakkabıları ve boyalı saçları. Adam tepeden tırnağa tek bir cümleye dönüşmüş sanki. Sadece benim anlayabileceğim bir dilde söylenmiş bir cümle. Seni tanıyorum diye haykırıyor ve benden başka duyabilen de yok. Ağzımdaki sigaradan koca koca nefesler çekip gerilemeye başlıyorum. Birilerine çarpıyorum. Birileri bana küfrediyor. Korkmaya başladığımı anlayan adamın suratındaki gülümseme biraz daha genişliyor ve bir sigara da o yakıyor.</p>
<p>Birbirimizi kolluyoruz baba. Saatlerce. Konuşmadan. Yeni yeni otobüsler girip çıkıyor terminale. Değnekçilerin ağzında tekrarlana tekrarlana anlamını yitiren şehir isimleri kulağımda yankılanıyor. Hava kararmaya başlıyor. Hemen yanımda duran kadın, saçları kısacık kesilmiş çelimsiz bir çocuğa sıkı sıkıya bir şeyler tembihliyor. Çaycılar, boşalan termosların yerine yenilerini koyuyorlar. Simitler tükeniyor. Şişlerin üzerine kilo kilo et diziliyor yeniden. Anonslar, motor gürültüleri, hoş geldinler, hoşçakallar, unutma biziler havada uçuşuyor. Bir yerlerde davul çalınıyor, bıyıkları yeni terlemiş bir delikanlı üzerinde yemyeşil bir hırka olan baş örtülü kızın dudağına kaçamak öpücükler konduruyor. Karşımdaki adam ileriye doğru bir adım atacak gibi oluyor. Alelacele geriliyorum. Kaşlarını çatıyor, suratına en alasından bir sen bilirsin ifadesi yerleştirdikten sonra sol elinde tuttuğu silindir şapkayı dudaklarına doğru kaldırıyor. Hafifçe eğilip beni selamladıktan sonra şapkadan içeriye ağız dolusu duman püskürtüyor. Elini şöyle bir salladıktan sonra göz kırpıp bum diye haykırıyor ve şapkayı bana doğru fırlatıyor.</p>
<p>Etrafa milyonlarca baloncuk saçılıyor. Ağır ağır yükselen baloncuklar. Tepemizde yanmaya başlayan lambalardan yayılan ışınları içlerinde hapseden baloncuklar. İçlerinde onlarca farklı dünyanın güneşlerini taşıyan baloncuklar. Çocukluğumdan, ilk gençliğimden, senden, annemden, deniz kıyısındaki evimizden ve ne kadar çabalarsam çabalayayım zihnimden söküp atamadığım o yanık kokusundan bahseden baloncuklar. Pek çoğu yarı yolda patlayıp yok oluyor ancak bir tanesi bana ulaşmaya kararlı. Baş örtülerinin, yana yapıştırılmış jöleli saçların, kelleşmeye başlamış kafaların, çoktan kelleşmiş kafaların ve daha pek çok şeyin üzerinden aşıp gözlerimin önüne kadar gelmeyi başarıyor. Bakışlarımı ondan alamıyorum. Olduğu yerde minik daireler çiziyor, titreşiyor, ışıl ışıl parlıyor, saydam yüzeyinin altında tohumlar patlıyor, güneşler doğuyor, insanlar ölüyor, silahlar çekiliyor, daha büyük bir şiddetle titreşmeye başlıyor, şişiyor, şişiyor, şişiyor ve ben tam da acaba diye düşünmeye başlamışken infilak ediyor. Büyük bir gürültüyle, gözlerimi kör edecek bir aydınlıkla. Başım dönüyor. Kulaklarımın dibinde haykıran milyonlarca hayaletin üzerimden geçtiğini hissediyorum. Dizlerim karıncalanmaya başlıyor, tüm vücudum elektrik akımına kapılmış gibi titriyor, gözlerim kararıyor. Devriliyorum, sesler uzaklaşmaya başlıyor ve karanlığa gömülüyorum.</p>
<p>Sonra kendime gelmeye başlıyorum. Sanki suyun metrelerce altındaymışım da birileri bana seslenmeye çalışıyormuş gibi. Omuzlarımdan tutulup sarsıldığımı hissediyorum. Dizlerime yumruklar atıp, saçlarımı çekiyorlar. Ağır ağır çıkıyorum yüzeye doğru. Gözlerimi açmaya korkuyorum. Ben bir kafasız balıkmışım da terminaldeki papyonlu adamın attığı kancayı yutmuşum sanıyorum. Gözlerimi açarsam yine o altın dişlerle, kıvrılmış dudaklarla, lacivert takım elbiseyle karşılaşacakmışım gibi . Keşke peşimi bıraksa diye düşünüyorum ancak sarsıntının şiddeti her geçen saniye biraz daha artıyor. Sesler daha anlaşılır hale geliyor. Lan orospu çocuğu! Gelmeden evvel çıkart demedim mi sana! Sonra patlayan silahları duyuyorum. Kişneyen atları. Acı acı feryat eden bir tren düdüğü… Açsana lan gözünü diyor. Öldün mü lan diyor. Sarsıntının sebebi omzuma yapışan pençe misali eller. Ürke ürke kaldırıyorum göz kapaklarımı. Yarı karanlık bir yer. Karşımdaki devasa perdenin üzerinde iki adam. Adamların başlarında kocaman hasır şapkalar. Ayaklarında çizmeleri, yıkıldı yıkılacak gibi duran bir binanın toz içinde kalmış verandasında oturuyorlar. Önlerindeki toprak yolun üzerine vuran güneş ışınları sarı sarı etrafa dağılıyor. Yolun karşı tarafında, gölgelerin arasına sığınmış sıska bir köpek var. Dili dışarıya sarkmış, adamları izliyor. Önümde sıra sıra uzanan koltuklarda belli belirsiz seçilen kafalar. Havada ter, kan, sidik kokuları.. Sesi yeniden duyuyorum. Şimdi de filme mi daldın lan götlek! Hepsini ağzıma boşalttın. Ben sana dedim. Ağzıma boşaltırsan bir bu kadar daha isterim dedim. Sökül şimdi paraları. Sesin sahibi on üç on dört yaşlarında bir çocuk. Önümde diz çökmüş vaziyette duruyor. Dizlerimin arasından bana bakan suratını görüyorum. Öfkenden çarpılmış. Kısacık kesilmiş saçları var. Çilli. Gözlerinin rengini seçemiyorum ama. İkide bir dudaklarını yalayıp yere tükürüyor. Ver lan paramı diye hırlıyor. Elimi cebime atıp bulabildiğim her şeyi çocuğa veriyorum. Şimdi oldu deyip gülümsüyor. Perdeden yayılan ışık eskiden dişlerinin durduğu boşlukları aydınlatıyor Kıvrak bir hareketle bacaklarımın arasından sıyrılıp yan tarafımdaki koltuğa oturuyor. Cebinden bir sigara çıkartıp yaktıktan sonra arkasına yaslanıp bacak bacak üstüne atıyor.</p>
<p>Şaşkınım. Bir perdeye bakıyorum bir sıyrılmış pantolonuma. Bir koltukların arasında dolanan kambur gölgelere bakıyorum bir pörsümüş aletime. Yapış yapış. Islak. Kafamı çevirip çocuğu süzüyorum sonra. Sigarası dudaklarının arasında film izliyor. En az bin kere görmüşümdür bu filmi diyor. Ağzımı açıp bir şeyler söyleyecek gibi oluyorum ancak anlamsız hırıltılardan başka bir ses çıkartamıyorum. Kafasını çevirip bana bakıyor. İkinciyi istersen biraz beklemen lazım diyor. Moladayım şimdi. Sonra bir şeyler oluyor. Büyük büyük yutkunmaya başlıyor. Nefes alış verişi hızlanıyor, gözlerini kocaman açıp hay sıçayım, hay sıçayım, hay sıçayım diye tekrarladıktan sonra kusmaya başlıyor.</p>
<p>Aslında tam anlamıyla kusmak da sayılmaz ihtiyar. Böyle boğazına bir şey takılmış da cart diye dışarı atmış gibi sanki. Birkaç küçük geğirme, ileri geri sallanarak geçirilen hafif bir hazırlık evresi ve hemen ardından gelen patlama. Ayaklarının dibine serdiği o dumanı tüten yeşil yığın. Elinin tersiyle ağzının kenarını sildikten sonra yaşlı gözlerle bana bakıyor. İki büklüm olmuş. Gördün mü ne oldu diye soruyor. Efendi gibi vaktinde çıkartsaydın malı ne vardı ibne! Gözlerimi yerdeki manzaradan alamıyorum. Kusmuk yığının içinde onlarca farklı şey yüzüyor. Domates kabukları, zeytin çekirdeğine benzettiğim minik, siyah parçalar, ve o grimsi damlalar. Ayağının ucuyla önünü gösteriyor. Baaak seninkiler diyor. Ağır ağır doğruluyorum. Tek elimle pantolonumun önünü tutup çömeliyor, parmağımı işte seninkiler dediği damlalara doğru uzatıyorum. Dikkatle izliyor beni. Gülümsüyor hatta içten içe. Ancak gerçekten de dokunmaya niyetlendiğimi fark ettiği an bana sağlam bir tekme basıp arkaya devrilmeme sebep oluyor. Boylu boyunca uzanıyorum. Çıplak kıçıma yapış yapış bir şeyler değiyor. Siktir git lan diyor çocuk. Kaybol! Kaybol dedim sana amcık. Oturduğu yerden uzanıp biraz daha tekmeliyor beni. Bin bir zahmetle doğrulup pantolonumu çekiyorum. Önümü ilikleyip, palaskamı düzeltiyor, yere düşen kepimi kafama geçirip çocuğun suratına bakmamaya çalışarak salondan çıkıyorum. Midem bulanıyor.</p>
<p>Karnımı tuta tuta iniyorum sinemanın tuvaletine doğru. Nemli bir bodrum katı. Yarı aralık kapının altından süzülen ışık demetinin içine karışıyor tam kapatılmamış bir musluktan kopan damlaların sesi. Kafam önde tuvalete dalıyorum. Beş metrekarelik bir yer. Duvara yapıştırılmış bir pisuar, yerlere saçılmış sigara izmaritleri, kullanılmış prezervatifler, yara bantları, şırıngalar, enjektörler ve kırık jiletler ve buruşturulmuş peçeteler ve sahipsiz ayak sesleri. Kusmuğum boğazımdan yukarıya doğru ilerliyor. Ekşi ekşi geğiriyorum. Burnum yanıyor. Kabin dolu. Çürük kapının ardından gelen inlemeler bunu anlamamı sağlıyor. Pisuara doğru gidiyorum. Ellerimi duvara dayayıp kafamı eğdikten sonra kusmaya başlıyorum. Porselenin içine yayılmış sidik yığınının üzerine çıkartıyorum içimde ne var ne yoksa.</p>
<p>Kepimi kullanarak ağzımın kenarında kalan kusmuk parçalarını temizleyip lavaboya gidiyorum. Çeşme bozuk. İkişer saniyelik aralıklarla dışarıya yolladığı damlalardan başka bir şey vermiyor. Arkamı dönüp tuvaleti terk ediyorum. Kabindeki tipler çileden çıkmış durumda. Adamın biri ananı sikeyim ananı sikeyim ananı sikeyim diye inleyip duruyor. Karanlığın içinde fısıltılar var. Kıkırdamalar ve iç çekişler. Sanki birileri dirsekleriyle birbirlerini dürtüp çenelerini öne uzata uzata beni işaret ediyormuş gibi. Üçer beşer tırmanıyorum merdivenleri.</p>
<p>Apar topar dışarı atıyorum kendimi. Kapının ağzında bir ihtiyarla çarpışıyoruz. Bastonunu havaya kaldırıp homur homur bir şeyler mırıldandıktan sonra titrek adımlarla içeriye giriyor. Dönüp arkama baktığımda yan yana dizilmiş kapılardan bir kapı, hava karardığı zaman yanıp sönmeye başlayan onca ışıklı tabela arasında bir tabeladan ibaretmiş gibi görünüyor salon. Liberterya sineması! Girişin iki yanındaki camekanların arkasında ünlü karatecilerin öfkeli pozları ve uzaklara bakan kirli sakallı, asık suratlı kovboyların resimleri var. Kolumdaki saat on dört sıfır sıfırı gösteriyor. Bulvar oldukça kalabalık. Ellerinde poşetleri, dudaklarının arasında çeşit çeşit konuşmaları, aynı yöne doğru ilerleyen yığınla insan. Ağa yakalanmış balıklar gibi titreşip duruyorlar güneşin altında. Aklıma salondaki çocuğun kusmuğunun içinde yüzen damlacıklar geliyor. Derin bir nefes çekip sürünün içine dalıyorum baba. Yüz metre ilerideki otobüs durağına doğru ilerliyorum.</p>
<p>İşte böyle. Şimdi yanındayım. Birliğime teslim olmadan evvel bir de seni ziyaret edeyim diye düşündüm. Uzun zaman oldu dedim kendi kendime Yirmi beş metre yüksekliğindeki granit kaplı duvarların ortasında bir bahçedeyiz. Yanımda oturuyorsun. Ağzının kenarında sönmüş bir sigara. Birkaç metre ötemizdeki devasa aynaya bakıp duruyorsun. Zamanında oldukça heybetli bir şeymiş, belli. Ancak şu anda, üzerinde boylu boyunca uzanan çatlağı ve dibinde biten otlarla beraber oldukça köhne bir hava yayıyor etrafa. Terk edilmiş gibi. Benzetme hoşuma gitmiyor ama öyle. Terk edilmiş bir ayna! Her neyse, ne söylemeye çalıştığımı anlıyorsun nasıl olsa. Suratında garip bir ifade var. Sanki tüm hayatın bir kolinin içine istiflenmiş de sen o koliyi dizlerinin arasına alıp kapaklarını iki yana açtıktan sonra ellerini içine daldırmışsın gibi. Gözlerin kısık. Parmakların titriyor. Unuttuğun pek çok şeyi yeniden anımsıyormuşsun gibi. İyi anılar, kötü anılar, falanlar, filanlar. Balıkçılık yaptığın günler geliyor aklıma. Tek direkli geminin güvertesinde sallana sallana ilerlediğimiz zamanlar. Gri gökyüzü. Yakamdan içeriye düşen yağmur damlaları. Geceler boyunca önünde dikildiğin yeşil ekran. Sudan çektiğimiz ağın içinde can çekişen binlerce balık. Birbirlerine bu kadar yakın durmasalar başlarına bir bok gelmeyecek, farkında değil salaklar diye söylenirdin. Sonra ağzındaki sigarayı hırsla denize atıp deponun kapağını açmak için gözden kaybolurdun. Sanırım yavaş yavaş anlamaya başladım baba ne anlatmaya çalıştığını. Deniz kıyısındaki evimizi neden ateşe verdiğini, annemi diri diri yaktığın gecenin öncesinde aklından neler geçtiğini. Kendi isteğinle gelip buraya kapanma sebebini. Bilmiyorum baba. Belki de beklemekten yorulmuştun. Nihayetinde devam edebilmek için bir şeylere ihtiyaç duyuyordun sen de. Belki küçülmeliydin. Yarın gideceğin bir okulun olmalıydı yeniden. İstiklal marşı okunurken arkasında durup sarı saçlarından yayılan o mis gibi kokuyu derin derin içine çekmeni sağlayacak on altılık bir sevgiliye sahip olmalıydın, sizinkiler sağ olmalıydı, herkes yattıktan sonra gizli gizli sigara içmeye devam etmeliydin belki de. Yani daha çok vaktin olmalıydı. Yola çıkmamış olmalıydın. bir şeyler hissedebiliyor olmalıydın. Yoksa? Yoksası ortada be baba. Yoksa televizyon karşısında uyuya kalmak veya iki üç akşamda bir kendini zehirleyip sanal yolculuklara çıkmak veya tüm evi içindekilerle birlikte ateşe vermek. Bu noktaya geldikten sonra ne yaparsan yap değişmeyecektir sonuç. Ya da bana öyle geliyor, bilemiyorum. Belki de harbiden manyaksın. Hafta sonlarında çarşıya çıkıp karanlık sinema salonlarındaki oğlan çocuklarının ağzına vermekten başka bir eğlencesi olmayan şu titrek bünyenin dünyaya gelmesine sebep olacak kadar manyak hem de. Dedim ya. Bilemiyorum. Ortada olan tek şey var baba. Feci biçimde yakalandık. Sen ve ben. Aynı ağın içinde ölmeyi bekliyoruz. Sana hak veriyorum, gerçekten de bu kadar yakın durmamalıydık birbirimize.</p>
<br />Posted in hikaye Tagged: baba, balık, karanlık, sinema <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/birseyleryiyelim.wordpress.com/234/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/birseyleryiyelim.wordpress.com/234/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/234/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/234/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/234/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/234/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/234/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/234/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/234/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/234/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/birseyleryiyelim.wordpress.com/234/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/birseyleryiyelim.wordpress.com/234/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/234/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/234/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=234&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/23/ve-dunyanin-karanlik-yuzunde-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d6a30a1cd204b54d03218cdac6eaef21?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">nikonsevast</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://birseyleryiyelim.files.wordpress.com/2009/04/vdky2_ohalde.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">vdky2_ohalde</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İçli köfte getirdim yer misin Max?</title>
		<link>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/22/icli-kofte-getirdim-yer-misin-max/</link>
		<comments>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/22/icli-kofte-getirdim-yer-misin-max/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2009 14:23:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Esra Mercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[sıkıntı]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[late goodbye]]></category>
		<category><![CDATA[max payne]]></category>
		<category><![CDATA[nfs]]></category>
		<category><![CDATA[sensitive meatball]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birseyleryiyelim.wordpress.com/?p=196</guid>
		<description><![CDATA[Bilgisayar oyunlarıyla yüz göz olmamaya çalışırım. Beni ele geçiremesinler diye sürekli mesafeliyimdir. Lakin o gün masaüstümde daha önce görmediğim bir klasörle karşılaşmıştım. (O nasıl bir çöplükse.) Max Payne II. Tıkla. Yükleniyor.Viyolonsel sesi. Bir anda elim ayağım bağlandı. Exit’e basmaya kıyamadım. Prologue. Narkoz yemiş yaralı bedeninde salınarak ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ona tutulmamın nedeni o tema [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=196&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left;"><img class="size-thumbnail wp-image-16 alignright" style="margin-left:3px;margin-right:3px;border:3px solid black;" title="ik" src="http://birseyleryiyelim.files.wordpress.com/2009/04/img_0831.jpg?w=200&#038;h=100" alt="img_0831" width="200" height="100" />Bilgisayar oyunlarıyla yüz göz olmamaya çalışırım. Beni ele geçiremesinler diye sürekli mesafeliyimdir. Lakin <span id="more-196"></span>o gün masaüstümde daha önce görmediğim bir klasörle karşılaşmıştım. (O nasıl bir çöplükse.) Max Payne II. Tıkla. Yükleniyor.Viyolonsel sesi. Bir anda elim ayağım bağlandı. Exit’e basmaya kıyamadım. Prologue. Narkoz yemiş yaralı bedeninde salınarak ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ona tutulmamın nedeni o tema müziğine karışan yağmur sesinin hipnotize edici etkisi miydi, hayatımın en ağlak, en merhametli döneminde tavan yapmış anaç duygularım mıydı bilmiyorum. Canım benim. Nasıl da güzel “Mona” diyordu.  Onunla ilgili her şeyi öğrenmek istiyordum.</p>
<p>“You can’t hide” diyerek zarf atan ebelek temizlikçilerden kurtulmak için çabaladım, çabaladım. Saatler saatleri kovalarken her mağlup kapatılan savaşla birlikte aramızda yeni bir çekim alanı oluşuyordu, hissediyordum. Sanki onunla yıllar önce karşılaşmış gibiydim. Merakımı gidermek için önceki hikâyesini öğrendim. Karısı ve çocukları katledilmiş, bedeniyle birlikte aynı zamanda ruhu da yaralı bir dedektifti o. Ona yardım eder gibi görünen dostları vardı, sırtından vuruldu ama yılmadı, yılmadık.  Kuş sütleriyle, içli köftelerle besledim onu. Kan yapar diye pekmezler içirdim. Mona’yla alakalı fantastik rüyalarına bile göz yumdum. O hasta kızın, freakshow evinde deli danalar gibi dolandım, sırtını sıvazladım. “Bulacağız onu. Dayan.” dedim. Gün oldu turu kaydetmeyi unuttum, tekrar tekrar oynadım, gün oldu Lost’un yeni bölümü çıkmasına rağmen oynamaya devam ettim. Tek beklediğim o çatı katındaki final anında bir güler yüz, bir tatlı tebessümdü. O an geldiğinde bir baktım ki aslında ben hep yalnızdım. Max Payne, ben tuşlara basmadan hareket bile edemeyen bir animasyondu sadece. Max Payne, diğerleri gibi yalandı, yalan kalacaktı.  Bırakın beni Nfs’ime gideyim a dostlar. Bana arabalarımı geri verin.</p>
<br />Posted in sıkıntı, yemek Tagged: late goodbye, max payne, nfs, sensitive meatball <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/birseyleryiyelim.wordpress.com/196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/birseyleryiyelim.wordpress.com/196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/birseyleryiyelim.wordpress.com/196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/birseyleryiyelim.wordpress.com/196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/196/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=196&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/22/icli-kofte-getirdim-yer-misin-max/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/613b945ad30a916bcb2f2aa7d5d39c8e?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">esramercan</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://birseyleryiyelim.files.wordpress.com/2009/04/img_0831.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">ik</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Paslı</title>
		<link>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/22/pasli/</link>
		<comments>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/22/pasli/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2009 22:33:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Esra Mercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[sıkıntı]]></category>
		<category><![CDATA[glen hansard]]></category>
		<category><![CDATA[lirik]]></category>
		<category><![CDATA[nota]]></category>
		<category><![CDATA[the frames]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birseyleryiyelim.wordpress.com/?p=170</guid>
		<description><![CDATA[Siyah pamuktan bulutlarla kaplı pembe duvarda, ki siz küflü dersiniz ona, kavak ağacının ıslak dallarından kaçan ışık huzmeleri, post modern danslara benzer bir seçki sunuyor. Gölgeden yaprak kalıplarına kontur çekiyor gözlerim. Sırtımda çivi yarıkları, yerlere akan kanım. Dayan, diyor. Gücüm yok. Gözüm parlak taşlarla süslü tavanda, ki siz gece dersiniz ona. Yıldızlar üzerime üzerime koşuyor. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=170&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Siyah pamuktan bulutlarla kaplı pembe duvarda, ki siz küflü dersiniz ona, kavak ağacının ıslak dallarından kaçan ışık huzmeleri, post modern danslara benzer bir seçki sunuyor. Gölgeden yaprak kalıplarına kontur çekiyor gözlerim. Sırtımda çivi yarıkları, yerlere akan kanım.<br />
Dayan, diyor. Gücüm yok.</p>
<p><span id="more-170"></span>Gözüm parlak taşlarla süslü tavanda, ki siz gece dersiniz ona. Yıldızlar üzerime üzerime koşuyor. Ayakucuma kulağını dayayan herkes müziğin sesini duyabilir. Kulak zarımın canına nota dokuyorum.“Işıktan düştük birlikte yükseleceğiz”.<br />
 Uç, diyor. Kanadım yok. </p>
<p>Düşünecek şey kalmamış. Her şey havada asılı duruyor. Zamanın dur düğmesine basılmış. Nefes alan tek canlı benmişim, her şey benim, gibi.  An’a methiyeler düzmek istiyorum, kalem kırılmış, kelam bitiyor.<br />
Yaz diyor, illa ki yazacaksın diyor. Lafım yok. </p>
<p><a href='http://www.fileupyours.com/view/242712/04%20-%20Rise.mp3'>The Frames &#8211; Rise</a></p>
<br />Posted in sıkıntı Tagged: glen hansard, lirik, nota, the frames <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/birseyleryiyelim.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/birseyleryiyelim.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/birseyleryiyelim.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/birseyleryiyelim.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/170/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=170&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/22/pasli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/613b945ad30a916bcb2f2aa7d5d39c8e?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">esramercan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Balkon</title>
		<link>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/21/balkon/</link>
		<comments>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/21/balkon/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2009 20:25:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gürkan Gür</dc:creator>
				<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[kova]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birseyleryiyelim.wordpress.com/?p=151</guid>
		<description><![CDATA[Sıcaktı. Ağustos&#8217;un ortasıydı. Balkon demirlerinin arasına gerilmiş tente en son iki buçuk saat evvel şöyle bir kıpırdanmıştı. Çevresindeki her şey sarı sarı tütmeye başlamışken o, balkona attığı sandalyenin üzerinde kıpırdamadan oturuyor, birkaç metre ilerisindeki apartmanın sıvası dökülmüş duvarına acemi bir sokak sanatçısı tarafından karalanmış yazının ne anlatmaya çalıştığını sökmek için çabalıyordu. Ayağının dibindeki tepsinin içinde [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=151&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin:0;">Sıcaktı. Ağustos&#8217;un ortasıydı. Balkon demirlerinin arasına gerilmiş tente en son iki buçuk saat evvel şöyle bir kıpırdanmıştı. Çevresindeki her şey sarı sarı tütmeye başlamışken o, balkona attığı sandalyenin üzerinde kıpırdamadan oturuyor, birkaç metre ilerisindeki apartmanın sıvası dökülmüş duvarına acemi bir sokak sanatçısı tarafından karalanmış yazının ne anlatmaya çalıştığını sökmek için çabalıyordu. <span id="more-151"></span>Ayağının dibindeki tepsinin içinde aşırı kullanımdan ötürü yer yer kararmaya başlamış bir çaydanlık, üzerinde boylu boyunca uzanan bir çatlak olan, yarısına kadar dolu bir çay bardağı, bir paket yerli sigara ve yedi adet kavrulmuş fındık vardı. Bir müddet daha duvarı izledikten sonra gülümsedi ve eğilip bardağını kavradı. Ona sorsanız gülümsemesinin sebebi az evvel aklından geçirdiği acemi bir sokak sanatçısı tabiriydi. Acemi bir sokak sanatçısı. Acemi bir sokak sanatçısı. Bir. Sokak. Acemi. Acemi bir sokak… Kelimeler gündelik anlamlarından sıyrılıp başının etrafında dönüp duran çıplak şeytanlara dönüşene kadar tekrarlamaya devam etti. Gülümsemesi yayıldı, bardağın içinde kalan son yudumu da alelacele kafasına dikti. Bayatlamış çayın tadı hoşuna gitmeyince suratını buruşturdu, alnının üzerinde biriken ter damlalarını elinin tersiyle şöyle bir kuruladı, dudaklarının arasına bir sigara yerleştirdi ve dolu dolu esnedikten sonra cebinden çıkardığı kibriti ateşledi. İçine çektiği ilk nefesi dışarı salarken yazıyı çözmeyi başardı. Gözler parlamalı diyordu duvarın üzerindeki silik harfler. Gözler parlamalı!</p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">Sol elinin işaret parmağını sol kulak deliğinden içeri soktuktan sonra aşağı yukarı hareket ettirmeye başladı. Nasıl oluyor da bu kadar çok ses çıkarmayı başarıyorlar acaba diye düşünüyordu bir yandan da. Erimeye başlayan asfaltın üzerinden kayıp giden lastiklerin uğultusu, yarı aralık camlardan dışarıya taşan solgun televizyon gürültüleri, şurada çarpan bir kapı, burada hızla açılan bir pencere ve çekilen tüller. Sonra düzenli aralıklarla içine çektiği her nefesin ardından çıtırdayan sigarası ve kalp atışları. Durmaksızın uzamaya devam eden saçları ve tırnakları. Gözeneklerinden fışkıran ter damlalarının fokurtusu ayrıca.Ve son olarak da aniden okunmaya başlayan ikindi ezanı.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">Kaba bir hesapla, on yedi saattir bu çürük iskemlenin üzerindeyim diye düşündü. Gözünün önünden kayıp giden puslu kareleri yavaş yavaş bir araya getirmeye başladı. Akşamdı. Tavandaki floresan lamba solgun, beyaz bir ışık saçıyordu etrafa. Sehpanın üzerindeki kovayı anımsadı. Kıvrıla kıvrıla yükselen bembeyaz dumanı, burnundaki karıncalanmayı ve ağzının kurumasını. Bir daha. Bir tane daha. İki kişiydiler. Diğeri balkon demişti. Çay, sigara, serinlik… Sonrası karanlık. Kalkıp gitmiş fırlama! Sinirlendi. Ben de kalksam mı diye homurdandı ve ayaklandı. Dizlerinden yükselen çıtırtılar aklına dezenfektan kokulu hastane odalarını getiriyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">Balkon kapısı. Aralanan perde. Odanın içine sinmiş o ağır koku. Kova sehpanın üzerinde. İyiden iyiye yeşermeye başlamış suyun içinde sakin sakin yüzen patlamış tohumlar. Boşalmış ayran kutuları ve buruşturulmuş sigara paketleri. Odanın kapısı aralık. Kapının ardında salon, salonda ise baba. Terden götüne yapışmış şortunu çekiştire çekiştire girdi salona. Şort mayo demişti kızıl saçlı satıcı. Yine böyle bir yaz günüydü. Etraf kalabalıktı, dükkanların kapılarının üzerine gerilmiş güneşliklerin altına kurulmuş masalarda bağıra çağıra tavla oynayan insanlar vardı. Sonra kadınlar vardı. Boy boy göğüs, çeşit çeşit kalça, baldır, bacak. Kızıl saçlı satıcı sapsarı olmuş dişlerini ortaya seren yılışık bir gülümseme eşliğinde şort mayo diye tekrarlamıştı. Hem denizde hem evde. Şort mayo. Alıyor musunuz beyefendi? Kızıl saçlı satıcının sararmış dişleri, anası da sever tersten sikişleri diye mırıldandı. Durdu. Gıdaklar gibi güldü ve kafasını sallaya sallaya salona daldı.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">Baba kanepeye yayılmış. Çarpık bacaklarının içinden fırlamaya çalışan masmavi damarlar. Başı garip bir açıylaarkaya doğru kaykılmış. Kel kafasında bir bok sineği dolaşıyor korkusuzca. Ağzı açık. Horluyor. Çelimsiz bedenini örtmeye çalışan<span>  </span>atletin üzerinde salça lekeleri. İncecik kalmış kollarından aşağıya sarkan derisi grimsi bir renk almış. Tek eli şortunun içinde, diğeriyle ise uzaktan kumandayı sıkı sıkıya kavramış. Babanın kırış kırış olmuş alnında yanıp sönen cümle, otuz sekiz yıllık mecburi hizmetin ardından diyor. Şişmiş göz kapaklarının altında eski günlerin hayali. İş makineleri, şantiyeler, toz, toprak, dağları paramparça eden dinamit lokumları, elektronik kantarlar ve tonlarca ağırlığındaki kamyonların homurtusu. Televizyonda takım elbiseli bir adam var. Kredi kartları akıllı kullanılırsa hayatı kolaylaştırmaya yardımcı olur diye anlatıyor. Harcamalar yatırımları tetikler. Yatırımlar ise yeni iş sahalarının açılmasına olanak sağladığı için istihdaaaam…</p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">Televizyonun fişini çekip babaya yaklaştı. Sessizlik babanın rahatsız uykusundan uyanmasına yol açtı. Göz göze geldiler. Baba bin bir zahmetle doğrulup ağzını şapırdattı. Derin derin nefes aldı ve titrek bir sesle televizyon diye mırıldandı. Elini babanın çenesine koyup yaslan dedi. Önce kontrol, sonra televizyon. Yaslan diye tekrarladı. Baba itaat etti. Dudaklarının arasından geçip ağzının içine dalan parmaklara, dişlerinin üzerinde gezinen bakışlara ve babanın sararmış dişleri, babanın sararmış dişleri diye tekrarlanıp duran tekerlemeye gık demeden katlandı. Yaklaşık iki buçuk dakika sonra elini babanın ağzından çıkardı ve birkaç santimetre ötesindeki pörsümüş yanaklara iki tokat patlattı. Çat. Çat. Bir sağa, bir de sola. Çat. Çat. Babanın sararmış dişlerinin hatırına… Güldü. Babayı tekrar tekrar tokatladıktan sonra iyice çiğnemeliydin ihtiyar diye mırıldandı. İyice çiğnemeli, yalayıp yuttuğun onca şeyin üzerinde herhangi bir iz bırakmamasına dikkat etmeliydin… Arkasını dönüp yalpalaya yalpalaya salonu terk etti.<em>Baba televizyon tekrardan açılana kadar tamı tamına sekiz yüz altmış altı saat gözünü bile kırpmadan bekleyecek, ekran aydınlandıktan sonra karşısına çıkan sarışın sunucunun dolgun dudaklarından dökülen ilk cümlenin sonunu duyamadan bildiğimiz dünyaya veda edecekti.</em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">Tekrar balkon. İyiden iyiye ısınmış korkulukların ardında dikilmiş sigara içiyordu. Yanakları alev almış gibiydi. Komşulardan biri soğan kavuruyordu. Kavrulmuş soğanın o geniz yakan kokusu içinde bir şeylerin yer değiştirmesine sebep oldu. Canı sıkıldı. Hırsla asıldı sigarasına. Balkonun öbür ucuna bir karga kondu ve üst komşunun sekiz aylık bebeği tüm dünyayı ayağa kaldırmak istermişçesine haykıra haykıra ağlamaya başladı.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">Korkuluklara iyice yaklaşıp aşağıya sarktı. Kızgın demire temas ettiği anda kollarından yukarıya doğru dalga dalga yayılmaya başlayan acıyı hissetmek hoşuna gidiyordu. Biraz daha sarktıktan sonra, şuradan atlayıversem diye düşündü. Göbeğini demire sıkı sıkıya yaslamış, ayakları havada. Kollarını birkaç saniye sonra uçup gitmeyi kafasına koymuş gibi iki yana açmış. Alnındaki damarlar kabarmış, her geçen saniye biraz daha kızarıyor yüzü. Vücudum ikiye bölünmüş dedi kendi kendine. Yarısı içerde, yarısı dışarıda. Düştü düşecek sallanıyorum boşlukta. Şuradan atlayıversem diye düşündü yeniden. Gülümsedi. Boğazını güzelce temizledikten sonra okkalı bir tükürük savurdu boşluğa. Metrelerce aşağısındaki betona çarpıp parçalanan balgamını gördü. Tekrar gülümsedi ve atlamaktan vazgeçti.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">Doğrulup ellerini ceplerine attı. Karga söylemek istediği çok önemli bir şey varmışçasına süzüyordu onu. Korktu. Kargadan tarafa bakmamak için kendini zorladı. Ayak parmaklarının üzerinde hafifçe yaylandıktan sonra sakinleşebilmek için seneler evvel ezberlediği bir yirmi üç nisan şiirini ıslıkla çalmaya başladı.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">Etrafa saçılmış öteberiyi topladıktan sonra içeri girdi. Balkon kapısını kilitleyip perdelerini çekti. Sırt üstü uzandı yatağına. Yanıbaşındaki pencereden dışarıya baktı. Gökyüzünde aheste aheste ilerleyen bulutlar aklına yerin metrelerce altında yaşayan yılanların hayalini düşürdü. Artık işlemez olmuş bir su kuyusunun yosun tutmuş, nemli duvarlarının dibinde kaynaşıp duran yılanlar. Zifiri karanlığın ortasında tıslaya tıslaya ilerleyen, birbirlerinin üzerinden kayıp çiftleşen, yumurtlayan, ölen, tekrar yumurtlayıp tekrar ölen, hemcinsleri tarafından derilerinin altına salınan zehrin etkisiyle sarhoşa dönen, soğuk, umursamaz, kör gözlü yılanların hayali. Bacaklarındaki tüylerin diken diken olmaya başladığını fark etti. Camların önüne kalın kalaslar çakmalıydı. Güneş ışığını dışarıda bırakıp evi kör bir kuyuya çevirmeli, kendisini, televizyonun karşısındaki ihtiyarı, üzerinde yattığı yatağı, duvarlara çivilenmiş resimleri, boş odalarda dolaşıp duran hayaletleri, annesinin çürümüş gelinliğini, çaydanlığını, çatlak bardağını ve sigara paketini ve zamanında milyonlarca kupon karşılığında alınmış olan yüzlerce ansiklopediyi ve lise yıllığını ve intihar düşüncesini karanlığa gömmeliydi. Yılana dönüşmeli, bir duvarın dibine çöreklenip kıyamet gününü beklemeliydi.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">Balkondaki karga tiz bir çığlığın ardından kanatlarını açtı, camın önünde bir çember çizip yükselmeye başladı. Yükseldi, yükseldi ve yükseldi. Bir minik noktacığa dönüşene kadar yükseldi ve devasa bir bulutun içine daldı. Parçalanan bulutun bembeyaz parçaları etrafa saçıldı. Çocuk ağlamayı kesti. Üzerine dayanılmaz bir ağırlık çöktü. Esnedi. Gözlerini kapatıp uykuya dalmadan evvel keşke daha cesur olabilseydim diye mırıldandı. Babamı ayak baş parmağından ısırıp zehirleyebilecek kadar cesur olabilseydim. Sonra da gider taş gibi bir kobra yılanıyla çiftleşirdim. Düşünce hoşuna gitti. Ellerini göbeğinin üzerine koyup yılanların nasıl çiftleştiklerini hayal etmeye çalıştı, duvarları titretecek şiddette bir kahkaha attıktan sonra uykuya daldı.</p>
<br />Posted in hikaye Tagged: kova <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/birseyleryiyelim.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/birseyleryiyelim.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/birseyleryiyelim.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/birseyleryiyelim.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/151/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=151&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/21/balkon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d6a30a1cd204b54d03218cdac6eaef21?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">nikonsevast</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>T.S.M</title>
		<link>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/21/tsm/</link>
		<comments>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/21/tsm/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2009 20:17:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Esra Mercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[efkar]]></category>
		<category><![CDATA[tsm]]></category>
		<category><![CDATA[şarkı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birseyleryiyelim.wordpress.com/?p=146</guid>
		<description><![CDATA[Posted in efkar, tsm, şarkı Tagged: efkar, tsm, şarkı<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=146&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="more-146"></span><object width="425" height="334"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/x872bd"></param><param name="allowfullscreen" value="true"></param><param name="wmode" value="opaque"></param><embed src="http://www.dailymotion.com/swf/x872bd" width="425" height="334" allowfullscreen="true" wmode="opaque"></embed></object></p>
<br />Posted in efkar, tsm, şarkı Tagged: efkar, tsm, şarkı <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/birseyleryiyelim.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/birseyleryiyelim.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/birseyleryiyelim.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/birseyleryiyelim.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/146/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=146&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/21/tsm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/613b945ad30a916bcb2f2aa7d5d39c8e?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">esramercan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Olağanüstü hal bölgesinden bildiriyorum!</title>
		<link>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/21/olaganustu-hal-bolgesinden-bildiriyorum/</link>
		<comments>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/21/olaganustu-hal-bolgesinden-bildiriyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2009 14:13:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Esra Mercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[sıkıntı]]></category>
		<category><![CDATA[debra morgan]]></category>
		<category><![CDATA[dexter]]></category>
		<category><![CDATA[lost]]></category>
		<category><![CDATA[prison break]]></category>
		<category><![CDATA[starbuck]]></category>
		<category><![CDATA[t-bag]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birseyleryiyelim.wordpress.com/?p=119</guid>
		<description><![CDATA[Müzmin ve Müflis Hayalperestler Ordusu Haber Ajansı basılırken ben de oradaydım. Pembe postallarımı umut kıvılcımlarıyla cilalarken bir önceki gün gördüğüm rüyayı hayra yormaya çabalıyordum. Michael Scofield ile Starbuck bir füzenin içinde Lost adasına düşüyorlardı. Ben de kimi zaman kendi bedenimde, kimi zaman da Meksikalı yiyicisi  T-bag vücudunda zahir oluyordum. Scofield&#8217;in benle derdinin ne olduğunu net [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=119&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Müzmin ve Müflis Hayalperestler Ordusu Haber Ajansı basılırken ben de oradaydım. Pembe postallarımı umut kıvılcımlarıyla cilalarken bir önceki gün gördüğüm rüyayı hayra yormaya çabalıyordum. <span id="more-119"></span>Michael Scofield ile Starbuck bir füzenin içinde Lost adasına düşüyorlardı. Ben de kimi zaman kendi bedenimde, kimi zaman da Meksikalı yiyicisi  T-bag vücudunda zahir oluyordum. Scofield&#8217;in benle derdinin ne olduğunu net olarak çıkaramasam da sürekli kaçtığımı hatırlıyorum. Tamam hadi adamdan kaçıyorsun,  bir taraftan da Maykıl&#8217;a adadan nasıl kurtulacağına dair tüyoları niye veriyorsun?  Nasıl bir düzen bu? Nasıl bir ilişki içerisindesiniz?</p>
<p>Her neyse, ben tabi aynı zamanda rüyanın yönetmeni olduğumdan cismen varolmadığım ortamları da görebiliyordum.  Scofield Starbuck&#8217;ı ne yaptıysa kız bir anda Dexter&#8217;ın kızkardeşi &#8220;absofuckinglutely Debra&#8221; &#8216;ya dönüşüverdi. İşler sarpa sarmaya durmuşken adanın dümenine demir konstrüksiyon kalıntısıyla bir şeyler yapmaya çabalayan Maykıl&#8217;ın zihninin içine girdim. Adam o demir parçasıyla adayı rayından çıkarıp suya batırmak niyetindeydi. O anaforun etkisiyle hidrojen bombası muadili bir enerjinin açığa çıkacağını ve o enerjiyi depolamak için aletler tasarladığını gördüm. Evet, Umut baskınına son sürat devam ederken ortamı sıkıcı bulduğumdan rüyamı tekrar yaşamak üzere gözlerimi kapadım. Yeniden açtığımdaysa güverteden dökülen hayallerin dalgasında kulaç atarken buldum kendimi.</p>
<br />Posted in sıkıntı Tagged: debra morgan, dexter, lost, prison break, starbuck, t-bag <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/birseyleryiyelim.wordpress.com/119/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/birseyleryiyelim.wordpress.com/119/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/119/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/119/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/119/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/119/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/119/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/119/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/119/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/119/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/birseyleryiyelim.wordpress.com/119/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/birseyleryiyelim.wordpress.com/119/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/119/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/119/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=119&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/21/olaganustu-hal-bolgesinden-bildiriyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/613b945ad30a916bcb2f2aa7d5d39c8e?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">esramercan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>MMHOHA Baskını</title>
		<link>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/20/mmhoha-baskini/</link>
		<comments>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/20/mmhoha-baskini/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2009 20:55:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur Erbaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[sıkıntı]]></category>
		<category><![CDATA[kahır]]></category>
		<category><![CDATA[lölö]]></category>
		<category><![CDATA[majüskül]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birseyleryiyelim.wordpress.com/?p=100</guid>
		<description><![CDATA[Müzmin ve Müflis Hayalperestler Ordusu Haber Ajansı, ani bir sabah baskınıyla çalkalandı. Umut, az önce rejiyi basarak herkese lölö yaptı. Ses masasının ayarlarıyla oynayan, teknik yönetmeni gıdıklayan, CG operatörünün kulağına fiske atan, rejisörle &#8220;Yarınlar güzel olacak&#8221; diye dalga geçen ve hepimizin gururunu kıran umut, bunun rutin bir işlem olduğunu ve artık bu tip baskınlara alışmamız gerektiğini [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=100&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Müzmin ve Müflis Hayalperestler Ordusu Haber Ajansı, ani bir sabah baskınıyla çalkalandı.</em><span id="more-100"></span></p>
<p>Umut, az önce rejiyi basarak herkese lölö yaptı. Ses masasının ayarlarıyla oynayan, teknik yönetmeni gıdıklayan, CG operatörünün kulağına fiske atan, rejisörle &#8220;Yarınlar güzel olacak&#8221; diye dalga geçen ve hepimizin gururunu kıran umut, bunun rutin bir işlem olduğunu ve artık bu tip baskınlara alışmamız gerektiğini söyledi.</p>
<p>Biz de zaten alışkın olduğumuzu, mühim olanın yok saymak olduğunu, bir takım yanlış anlaşmalar olabileceğini ama zaten unutacağımızı beyan eden bir basın açıklaması yaptık denize nazır.</p>
<p>Bir majüskül yanaştı sonra limana, adı Kahır; demir bıraktı ağır ağır. Güverteden dökülen hayaller, ruhumuza bulaştı.</p>
<blockquote><p>Sevgili hayal gücü, senin en çok sevdiğim tarafın eli açık mizacın. Bizi bayrağını dürülmüş şekilde tutmak zorunda bırakansa delilik korkusu değil. A. Breton</p></blockquote>
<br />Posted in sıkıntı Tagged: kahır, lölö, majüskül, umut <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/birseyleryiyelim.wordpress.com/100/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/birseyleryiyelim.wordpress.com/100/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/100/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/100/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/100/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/100/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/100/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/100/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/100/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/100/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/birseyleryiyelim.wordpress.com/100/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/birseyleryiyelim.wordpress.com/100/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/100/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/100/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=100&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/20/mmhoha-baskini/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/fd4456c40249a83a415096ddd490c955?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Onur Erbaş</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kol basmasın artık.</title>
		<link>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/20/kol-basmasin-artik/</link>
		<comments>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/20/kol-basmasin-artik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2009 13:07:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Esra Mercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[sıkıntı]]></category>
		<category><![CDATA[faroz]]></category>
		<category><![CDATA[hoptek]]></category>
		<category><![CDATA[kolbastı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birseyleryiyelim.wordpress.com/?p=92</guid>
		<description><![CDATA[Onlarla ilk karşılaştığımda, apartmanın önünde doksanlı yılların disko figürleri, hiphop ve  Silifke&#8217;nin yoğurdu benzeri bir halk oyununun karışımı olduğunu sandığım bazı hareketlerle çoşmaktaydılar. O zamanlar anlam verememiştim. Gençler, Karadenizliler, eğlenmeye gelmişler diye pek de önemsemedim. Acaba folklorumuz yeni eğilimler içine mi girmişti? Bir devrim mi başlamıştı?  Avni Aker stadındaki bir maçtan önce gösteri yapan grubun [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=92&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Onlarla ilk karşılaştığımda, apartmanın önünde doksanlı yılların disko figürleri, hiphop ve  Silifke&#8217;nin yoğurdu benzeri bir halk oyununun karışımı olduğunu sandığım bazı hareketlerle çoşmaktaydılar. O zamanlar anlam verememiştim. Gençler, Karadenizliler, eğlenmeye gelmişler diye pek de önemsemedim. Acaba folklorumuz yeni eğilimler içine mi girmişti? Bir devrim mi başlamıştı?  <span id="more-92"></span>Avni Aker stadındaki bir maçtan önce gösteri yapan grubun faroz-hoptek-kolbastı adındaki şovunu izleyinceye kadar o garip hareketler belleğimde manasız bir anı yığının parçaları olarak kaldı. Meğer bu oyun dalga dalga yayılmaya başlamıştı, benimse haberim yoktu. Youtube rekorlarını izleyen ve  yayılan bu sürecin getirisi ülkenin dört bir yanında nam salan hoptekçilerin yetişmeye başlamasıydı. Genç delikanlılar manita yapmak için bu dansı öğrenmeye çabaladılar. Amuda kalkarak kolbastı oynayabilen popülarite sevdalısı gençler enerjilerini atmak üzere Anadolu&#8217;nun omzundan kopup gelen bu trendin sancaktarı haline gelmişlerdi. Başlangıçta eğlenceli gibi görünen bu masum oyunun, her şeyin suyunu çıkarmamızın neticesinde bir kusma katalizörü haline gelmesi kaçınılmazdı. Başımı ne yana çevirsem orada bitiveriyorlardı ama bu kabus hiç bitmiyordu. Bundan yıllar önce Farozlu balıkçının can sıkıntısının bugün benim can sıkıntımın nedeni olması secret gerçeklerinden olmalı, evet.</p>
<br />Posted in sıkıntı Tagged: faroz, hoptek, kolbastı <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/birseyleryiyelim.wordpress.com/92/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/birseyleryiyelim.wordpress.com/92/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/92/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/92/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/92/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/92/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/92/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/92/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/92/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/92/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/birseyleryiyelim.wordpress.com/92/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/birseyleryiyelim.wordpress.com/92/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/92/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/92/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=92&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/20/kol-basmasin-artik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/613b945ad30a916bcb2f2aa7d5d39c8e?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">esramercan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Orada Olmayan Ben</title>
		<link>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/20/orada-olmayan-ben/</link>
		<comments>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/20/orada-olmayan-ben/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2009 23:36:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Esra Mercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[sıkıntı]]></category>
		<category><![CDATA[aronofsky]]></category>
		<category><![CDATA[evrim aldatmacası]]></category>
		<category><![CDATA[fibonacci]]></category>
		<category><![CDATA[phi]]></category>
		<category><![CDATA[pi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birseyleryiyelim.wordpress.com/?p=74</guid>
		<description><![CDATA[Bu periyot ne zaman bitecek bilmiyorum. Basketbolcuymuşum, sanki oyunuma bug girmiş, steps halinde yakalanmışım. Hep aynı şey oluyor. Tam sayıyı atacakken çalınan düdüğün sesi. Kanguru vaziyetinden homo sapiens sapien&#8217;e geçer gibi oluyorum, hoop başa.  Dj mixerindeki cdyi eliyle ileri geri sardırıyor. Lost&#8217;un yalama yapması bir nevi. Herkesin acısı kendine ağır. Sorumluluk benim için acı katsayısı gibi. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=74&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-thumbnail wp-image-77 alignright" style="margin-left:3px;margin-right:3px;border:3px solid black;" title="evo" src="http://birseyleryiyelim.files.wordpress.com/2009/04/evrim9rr.jpg?w=200&#038;h=100" alt="evo" width="200" height="100" />Bu periyot ne zaman bitecek bilmiyorum. Basketbolcuymuşum, sanki oyunuma bug girmiş, steps halinde yakalanmışım. Hep aynı şey oluyor. Tam sayıyı atacakken çalınan düdüğün sesi. Kanguru vaziyetinden homo sapiens sapien&#8217;e geçer gibi oluyorum, hoop başa.  Dj mixerindeki cdyi eliyle ileri geri sardırıyor. Lost&#8217;un yalama yapması bir nevi.</p>
<p><span id="more-74"></span>Herkesin acısı kendine ağır. Sorumluluk benim için acı katsayısı gibi. Yaşamak, değiştiremeyeceğim şeyler için üzülmekten vazgeçmeye çabalamak. Hayatım bu misyon üzerinde ilerliyor. Çocukken haftasonu Trt&#8217;de yayınlanan üçüncü lig maçlarını ses çıkarmadan nasıl izlediysem ve bu yüzden bugün bir dişi için fazlasıyla top peşinde koşan adam tutkusu yaşıyorsam, bugün de değişen bir şey yok.</p>
<p>Bilincin dışına çıkmayıp hiçbir şey için kaygılanmadan yaşayabilmek mümkün olabilir mi?  Bunu yapıyoruz. Yalnızlığı lüks gibi görüp kendimizi satırların, akan resimlerin içine atıyoruz. Başkalarının hayatını ve özellikle kurgu olduğunun farkında değilmiş gibi yaparak uzaktan izlemek öyle kolay ki. Kendi filmini izlemeye koyulduğunda iş değişiyor. Korktuğun ya da iğrendiğin bir sahne olduğunda gözünü kapatıp bakmamaya çabalıyorsun, işte öyle bir şey. Bu kadar derinlere dalmışken aynayla karşılaştığımda yüzümü harika bulmak da şaşırtıyor beni bu günlerde. Bir tuhaflık var. Çözemedim.  </p>
<p><em>&#8220;-Küçük bir çocukken annem bana güneşe bakmamamı söyledi.  6 yaşıma geldiğimde baktım. Doktorlar gözlerimin iyileşip iyileşmeyeceğinden emin değillerdi. O karanlığın içinde yalnız olmak beni korkutuyordu. Yavaş yavaş güneş ışığı bandajların arasından sızmaya başladı ve görebiliyordum. Ama içimde değişen bir şeyler vardı. O gün ilk baş ağrısını yaşadım.&#8221;*</em></p>
<p>Sırf bu bölümü kullanabilmek için bir hikaye tasarlamıştım. Az önce aklıma geldi.  Belki ilerde yazarım. Yazmak acayip. Unutmak için yazmak daha da.  </p>
<blockquote><p>*Darren Aronofsky &#8211; Pi</p></blockquote>
<p><em><br />
</em></p>
<br />Posted in sıkıntı Tagged: aronofsky, evrim aldatmacası, fibonacci, phi, pi <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/birseyleryiyelim.wordpress.com/74/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/birseyleryiyelim.wordpress.com/74/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/74/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/birseyleryiyelim.wordpress.com/74/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/74/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/birseyleryiyelim.wordpress.com/74/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/74/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/birseyleryiyelim.wordpress.com/74/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/74/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/birseyleryiyelim.wordpress.com/74/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/birseyleryiyelim.wordpress.com/74/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/birseyleryiyelim.wordpress.com/74/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/74/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/birseyleryiyelim.wordpress.com/74/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=birseyleryiyelim.wordpress.com&amp;blog=7347162&amp;post=74&amp;subd=birseyleryiyelim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birseyleryiyelim.wordpress.com/2009/04/20/orada-olmayan-ben/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/613b945ad30a916bcb2f2aa7d5d39c8e?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">esramercan</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://birseyleryiyelim.files.wordpress.com/2009/04/evrim9rr.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">evo</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
