Paslı
Siyah pamuktan bulutlarla kaplı pembe duvarda, ki siz küflü dersiniz ona, kavak ağacının ıslak dallarından kaçan ışık huzmeleri, post modern danslara benzer bir seçki sunuyor. Gölgeden yaprak kalıplarına kontur çekiyor gözlerim. Sırtımda çivi yarıkları, yerlere akan kanım.
Dayan, diyor. Gücüm yok.
Gözüm parlak taşlarla süslü tavanda, ki siz gece dersiniz ona. Yıldızlar üzerime üzerime koşuyor. Ayakucuma kulağını dayayan herkes müziğin sesini duyabilir. Kulak zarımın canına nota dokuyorum.“Işıktan düştük birlikte yükseleceğiz”.
Uç, diyor. Kanadım yok.
Düşünecek şey kalmamış. Her şey havada asılı duruyor. Zamanın dur düğmesine basılmış. Nefes alan tek canlı benmişim, her şey benim, gibi. An’a methiyeler düzmek istiyorum, kalem kırılmış, kelam bitiyor.
Yaz diyor, illa ki yazacaksın diyor. Lafım yok.
bu nedir esra?
-ve evet, içli köfte yerim!-
Göz içindir.
-haha-